USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Gündem

Öcalan'ın çağrısı sonrası yeni süreç başlıyor! 3-4 ay sürecek

Abdullah Öcalan'ın terör örgütüne yönelik yaptığı 'silah bırakma' çağrısının ardından konuyu ele alan tecrübeli gazeteciler çarpıcı tespitlerde bulundu.

Öcalan'ın çağrısı sonrası yeni süreç başlıyor! 3-4 ay sürecek
28-02-2025 15:57
Google News

MHP ÖZETİ| Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim'de başlattığı yeni süreç, Abdullah Öcalan'ın dün terör örgütüne yaptığı 'silah bırakma ve örgütü fesh etme' çağrısıyla yeni boyuta taşındı. İmralı heyeti, Öcalan'ın kendi el yazısıyla kaleme aldığı metni İstanbul'da 4 dilde okuyarak Türkiye'de yeni bir dönemin kapısını araladı.



Öcalan'ın terör örgütüne yönelik yaptığı çağrı özellikle Türkiye, ABD ve AB basınında geniş yankı buldu. Dünyanın önde gelen gazeteleri Öcalan'ın çağrısını manşetlerinden duyururken Türkiye'deki tecrübeli gazeteciler de bugün köşelerinde tarihi çağrıya yer verdi. Ulusal medyada köşe yazısı yazan gazeteciler, Devlet Bahçeli'nin tarihi girişimi ile başlayan ve Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısıyla yeni aşamaya gelinen süreçle ilgili bugün çarpıcı tespitlerde bulundu.

İşte Öcalan'ın çağrısıyla ilgili bugün kaleme alınan yazılar;

Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi kaleme aldığı "Tarihi çağrı" başlıklı yazısında Öcalan'ın 21 Mart 2014'te Diyarbakır'da okunan mesajıyla dün yapılan silah bırakma çağrısını değerlendirdi.  Dün yapılan silah bırakma çağrısının 2014'te ile kıyaslanmayacak kadar net ve açık olduğunu belirten Selvi, "O açıklama 4 şiddetindeyse bu çağrının Kandil’de 9 şiddetinde bir sarsıntı meydana getireceği kesin." sözlerini kullandı.

Abdülkadir Selvi yazısında şu ifadelere yer verdi;

ÖCALAN’IN ÇAĞRISI

Öcalan’ın Ahmet Türk ve Pervin Buldan tarafından açıklanan çağrısı tarihi bir anlam taşıyor.

PKK’nın kurucusu ve lideri olarak Öcalan, “silah bırakma” çağrısında bulundu ve “Bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum” dedi.

Yeni süreç başladığı günden itibaren Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yapmakla yetinmeyeceğini, PKK’yı feshettiğini açıklayacağını yazıyorum. Öcalan çok net ve açık bir şekilde, “Kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” dedi.

KANDİL KONGREYİ TOPLAYACAK MI?

Öcalan’ın çağrısından sonra Kandil’in yapması gereken şey kongreyi toplayıp fesih kararı almasıdır.
Bakalım Kandil, Öcalan’ın çağrısına uygun hareket edecek mi yoksa Öcalan’a rağmen yoluna devam mı edecek?

O zaman Öcalan ile PKK karşı karşıya gelmiş olmayacak mı?

Öcalan’ın çağrısı okunurken biraz geriye gittim.

ÖZAL’LA ŞEMDİNLİ’DE

PKK’nın ilk silahlı eylemi Eruh ve Şemdinli baskınından sonraydı. Başbakan Özal’la birlikte Şemdinli’ye gitmiştik. Özal, eliyle karşıki dağları göstererek, “Üç beş eşkıyaya pabuç bırakmayacağız” diye konuşmuştu. Üç bey eşkıya kimdi? İsimleri yeni duyuluyordu. Bölgede, “Apocular” deniliyordu.

90’lı yıllarda kimi zaman Nevruz eylemlerini, kimi zaman sınır ötesi operasyonları izlemek üzere bölgeye gittim.

ÖZAL, ERBAKAN, ERDOĞAN

PKK’yı tasfiye etmek, Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmek için kimi girişimler oldu. Özal’ın çabalarını, Erbakan’ın gayretlerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Baldıran zehri içme pahasına” başlattığı süreçleri yaşadık. Bu süreçler İngilizlerin ya da Amerikalıların devreye girmesi üzerine PKK tarafından sabote edildi.

KONJONKTÜR LEHİMİZE

Bu kez bölgesel ve uluslararası konjonktür çok farklı. Türkiye Cumhuriyeti en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor. Kandil’in bulunduğu Irak ve kollarını uzattığı Suriye’de güç dengesi Türkiye’nin lehine değişti. Konjonktürün sunduğu fırsatlar iyi değerlendirilebilirse PKK’nın tasfiyesi gerçekleşebilir.


TARİHİ ÇAĞRI

1- Öcalan, “Soğuk savaş döneminin sona ermesi ve fikir özgürlüğü alanında sağlanan ilerlemeler PKK’nın, anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır” dedi. Kandil’dekilerin anlamak istemediği gerçeği hatırlattı.

2- Kurucu lideri olarak PKK’yı feshettiğini ilan etti. PKK kongresinin toplanarak kendini lağvetmesi için karar almasını istedi.

AYRI DEVLET YOK

3- Öcalan’ın çağrısındaki önemli noktayı da,”Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” vurgusu oluşturuyordu. PKK yıllarca bu hedeflerin peşinde koştu. Ama Öcalan bunları tarihin çöp sepetine attı.

4- Öcalan’ın çağrısının dört adresi var.

- Kandil ve PKK

- Suriye’de PKK-YPG yapılanması

- DEM Parti

- Avrupa’daki yapılanma

İZLEME SÜRECİ

5- Öcalan’ın çağrısından sonra izleme sürecine geçilecek. İzleme sürecinin en fazla 3-4 ay sürmesi bekleniyor.

6- Kandil’in, Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda PKK kongresini toplayıp fesih kararı alması bekleniyor. PKK kongreyi toplayıp böyle bir kararı alacak mı yoksa terör faaliyetlerine devam edecek mi? Bu süre zarfında bu durum netleşecek.

ÜÇ ÜLKE

7- Türkiye’de, Irak’ta ve Suriye’deki PKK-YPG yapılanmaları ayrı başlıklar halinde ele alınacak. Suriye’deki PKK-YPG yapılanması Suriye’nin bütünlüğü içinde değerlendirilecek. PYD liderlerinden Salih Müslim, Öcalan’ın çağrısını kabul edeceklerini açıkladı. Ama Mazlum Kobani’nin lideri olduğu PKK-YPG’nin tavrı netleşmedi.
8- PKK, kendini feshetme ve silahlı mücadele dönemini bitirme kararı alırsa Türkiye’de, Irak’ta ve Suriye’de ona göre mekanizmalar oluşturulacak.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ

9- Türkiye terörü bitirmekte kararlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025 yılında, “Terörsüz Türkiye” hedefine ulaşılacağını açıkladı. Tek seçenek Öcalan’ın çağrısı ya da Kandil’in alacağı karar değil. 40 yıllık terör belasını kansız bir şekilde bitirmek için çaba gösteriliyor. Ama bundan sonuç alınamazsa Türkiye’nin B Planı hazır.

ASKERİ OPERASYONLAR

10- PKK sınırlarımızın içinde etkisiz hale getirildi. Irak ve Suriye’de konjonktür ülkemizin lehine gelişiyor. PKK terör faaliyetlerine devam edeceğini ilan ederse bu kez askeri yöntemler devreye girecek.  Yeni sürecin mottosu, “Savaşanla savaşırız, barışanla barışırız”.

MUHATABI DEVLET DEĞİL

11- Şimdiye kadar “İmralı’nın iradesi irademizdir” diyen PKK, Öcalan’la test edilecek. PKK eğer Öcalan’ı dinlemezse o zaman Öcalan’dan, “Bu PKK benim kurduğum ve lideri olduğum PKK değil, bu PKK, İsrail’in güdümündeki PKK” açıklaması gelebilir.

12- Öcalan, örgütüne çağrı yapıyor. Kurucusu olduğu PKK’nın silah bırakmasını istiyor. Öcalan’ın çağrısının muhatabı ne devlet ne de toplum.

PAZARLIK YOK

13- Bu süreç bir pazarlık süreci değil. Öcalan’ın çağrısının hiçbir yerinde pazarlık yer almıyor. Öcalan, terörü bitirme konusunda ehil olduğunu ve bu gücünü kullanmak istediğini bildirdi. Devlet de ona bir fırsat tanıdı.

AF YOK

14- Öcalan’a af, söz konusu değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, “Af maf yok”, zaten Öcalan’ın da bu yönde bir talebi yok.

İMRALI’DA KALACAK

15- Öcalan bu sürecin sonunda İmralı’dan çıkmayacak. Zaten kendisinin de böyle bir talebi yok. Öcalan, şehitlerin olduğu bir ülkede İmralı’da çıktıktan sonra yaşayamayacağını çok iyi biliyor. Süreç başarılı olursa, belki İmralı’da yaşam koşullarına yönelik bir düzenleme gündeme gelebilir.

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan ise Öcalan'ın çağrısının şifrelerini yazdı. Öcalan'ın entelektüel yönü olan bir metin ortaya çıkarmaya çalıştığını söyleyen Hakan, kısa bildiride tarihsel bir perspektif çizme gayretinde olunduğunu belirtti.

Ahmet Hakan yazısında şu ifadelere yer verdi;

Öcalan, entelektüel yönü de olan bir metin ortaya çıkarmaya çalışmış. “Reel sosyalizm”, “kapitalist modernite” gibi tanımlara yer verdiği kısa bildiride tarihsel bir perspektif çizme gayretine girişmiş.

- Öcalan’ın çağrısının bütününe baktığımda hemen “giriş / gelişme / sonuç” bölümlerini fark edebildim.

-

- GİRİŞ bölümünde kendi perspektifinden PKK’nın ortaya çıkış koşullarını izah etmeye girişiyor.

*

- GELİŞME bölümünde PKK’nın artık bir “anlam yoksunluğuna” savrulduğunu belirterek ömrünü tamamladığını vurguluyor.

*

- SONUÇ bölümünde ise net, kesin, açık bir dille PKK’ya “silah bırak / kendini feshet” diyor.

*

- Devlet Bahçeli’nin çağrıda bulunmasına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın irade ortaya koymasına, diğer siyasi partilerin de olumlu yaklaşımlarına değinmeyi de ihmal etmiyor Öcalan.

*

- Öcalan’ın bildirisinin en önemli kısmı şurası: “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” Bu cümle, yarım asırlık bir sürecin noktalanması anlamına geliyor. İşin en tarihi kısmı burası.

*
- Öcalan bu metin üzerine çok düşünmüş, çok çalışmış, çok ince eleyip sık dokumuş. Bütünüyle Öcalan’ın üslubunu, yaklaşımını ve vurgularını taşıyor. Kısa tutmak için kendisini zorlamış, ancak bu kadar kısa tutabilmiş.

*

- Türk / Kürt ilişkilerine de bir yer vermiş Öcalan. Türkler ve Kürtlerin bin yılı aşkın bir süredir gönüllülük yönü ağır basan bir ittifak içinde kaldıklarını söylüyor.

*

- Tarihsel Türk / Kürt ilişkisinin günümüzde çok kırılgan bir hal aldığını söyleyen Öcalan, bu alanın kardeşlik ruhu içinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.

*

- Peki ya federasyon? Peki ya ayrı devlet? Peki ya idari özerklik? Bunların hepsine ‘hayır’ diyor Öcalan. Bu tür talepleri, aşırı milliyetçi savruluşun zorunlu sonucu olarak görüyor ve bunların mevcut sorunlara bir cevap olamadığını belirtiyor.

*

- Peki Öcalan’ın talepleri neler? BİR: Kimliklere saygı. İKİ: Kimliklerin kendilerini özgürce ifade etmesi. ÜÇ: Kimliklerin demokratik anlamda örgütlenebilmeleri.

*

- Son olarak şunu söyleyebilirim: Metinde yer alan “Silahları bırakın, kendinizi feshedin” çağrısı var ya. Bu metni, tarihsel açıdan önemli kılan vurgu işte orasıdır.


TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ GERÇEKLEŞİYOR

TERÖR belasından kurtulmak.

Türkiye’nin yarım asırdır özlemini çektiği hedefti bu.

Nihayet bu hedefe ulaşılıyor.

*

Çok görülmemeli.

Başka ülkeler, benzer belalardan çoktan kurtulmuşken bizim hâlâ bu belayla baş başa olmamız kabul edilemezdi.

İngiltere’nin, İspanya’nın, İtalya’nın yapabildiğini Türkiye’ye yaptırmak istemiyorlardı.

Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmak, Türkiye’nin düşmanlarını da fena halde çuvallatmış olacak.

*

Tek bir dileğim var:

Aman bir kaza bela çıkmadan sorunsuz biçimde bir an önce geçilsin TERÖRSÜZ TÜRKİYE bölümüne.

Hürriyet yazarı Nedim Şener ise Öcalan'ın 3,5 sayfalık açıklamasıyla terör örgütü PKK'nın ideolojisinin çöktüğünü ve amacının kalmadığının ilan edildiğini söyledi. Bu çağrıya şu an anlam yüklemenin erken olduğunu belirten Şener, terör örgütünün ne yapacağının da beklenmesi gerektiğini yazdı.

Nedim Şener yazısında şu ifadeleri kullandı;

Dün İstanbul’da PKK/DEM heyeti tarafından okunan 3.5 sayfalık açıklama metninde, Türk devletinin 40 yıldan beri verdiği mücadele ile etkisiz hale getirilen PKK terör örgütünün ideolojisinin çöktüğü ve amacının kalmadığı ilan edildi.

Elbette buna büyük bir anlam yüklemek için erken, dolayısıyla çağrının muhatabı terör örgütünün ne yapacağını beklemek gerekiyor.

Bu çağrı Türkiye’nin sınır ötesi terörle mücadelesini durduracağı anlamına da gelmiyor. Öte yandan PKK’nın ve Suriye kolu PKK/PYD-YPG’nin çağrıya cevap verme olasılığı çok güçlü görünmüyor.

ANLAM YOKSUNLUĞUNA DÜŞTÜ

Ancak yapılan çağrıda, PKK’nın kurucusu tarafından “anlam yoksunluğuna düştüğünü” ilan etmesi kendi içinde tartışmalara yol açacaktır. PKK elebaşı Öcalan, daha önce PKK’ya üç kez silah bırakma çağrısı yapmış, sonuncusu 2015’te olmak üzere her seferinde Türk devletine şartlar öne sürmüştü. Bu kez çağrıyı yalnızca PKK terör örgütüne yaparken herhangi bir şart öne sürmemesi dikkat çekiciydi.

Dahası önceleri savunduğu federasyon ve özerklik gibi taleplerin gündemde olmadığını söylemesi sadece terör örgütü değil onun siyasi uzantısı PKK/DEM Parti için de anlam taşıyordu. PKK elebaşı elbette bir teröristtir, bebeklerin ölüm emrini vermiş bir katildir ve aynı zamanda PKK’nın kurucusudur. Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” amacının gerçekleşmesinde bir adım olarak PKK’ya yaptığı çağrının metninin sabırla okunması için köşemde yer veriyorum:

TERÖRİSTLERE ÇAĞRI METNİ

Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” metninde şu ifadelere yer verildi: “PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkârı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.

Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır.

1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkârının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır. Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir.


FEDERASYON VE ÖZERKLİKTEN GERİ ADIM

 Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyet’in tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hal alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir. Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nın güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.

Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.

PKK KENDİNİ FESHETMELİ

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır. Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.

Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim.”

PKK/DEM NE YAPACAK

Başta söylediğimi tekrar ediyorum; artık “anlam yoksunluğuna düşen” ve Kürtlerin hakkını savunmak gibi bir amacı olmadığı kurucusu tarafından ilan edilen PKK terör örgütünün tüm gruplarının silah bırakması ve örgütün kendisini feshetmesi önemli bir gelişme olur. PKK elebaşının çağrısının diğer kısmı siyasete yönelik. Bu da PKK’nın Türkiye’deki siyasi uzantısı PKK/DEM’i kapsıyor. PKK silah bırakıp kendisini feshedecek mi, PKK/DEM artık anlam yoksunluğuna düşen terör örgütü ile arasına gerçekten mesafe koyacak mı zaman gösterecek.

Ancak yapılan açıklama şunu göstermiştir; Anayasa değişikliği ile resmi dil, çifte vatandaşlık, özerklik, federasyon, teröristlere özgürlük gibi etnik bölücü talepler söz konusu değildir ve artık sorunun adı Kürt sorunu değil terör sorunudur.”

PKK/DEM ve HÜDA PAR’IN SİYASİ SABOTAJI

PKK elebaşı açıklamasıyla aslında Kürt sorununun çözüldüğünü kabul ederek, sorunun “Terör örgütü PKK ve yol açtığı terör” olduğunu kabul ediyor. Bu nedenle PKK’ya silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı yapıyor.

Bu anlamda, PKK/DEM’in bildirisi de HÜDA PAR’ın bölücü talepleri içeren sözde çalıştay bildirisi de siyasi bir sabotaj olarak tarihin çöp sepetinde yerini almış oldu.

PKK’nın silah bırakması da PKK/DEM’in terör örgütü PKK ile arasına mesafe koyması da tek başına önemli bir gelişme olur. Peki ümitli miyim? Pek değil, çünkü artık Kürt sorunu ile ilgisi kalmamış, tüm uzantıları ile Siyonist İsrail ve ABD’nin uşaklığını yapan PKK’nın silah bırakması ihtimali çok zayıf. Bu ihtimal Siyonist İsrail’in Ortadoğu politikalarında köklü değişikliğe bağlı. Dolayısıyla, uşaklık ettikleri ABD ve İsrail istediği sürece PKK elindeki silahı bırakmaz, bıraktırmazlar. Öcalan’ın son cümlesindeki, “çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim” ifadesi de PKK terör örgütünün tüm gruplarıyla çağrıya kulak vereceğinden çok da umutlu olmadığını gösteriyor.

Yeni Akit Gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu da kaleme aldığı yazısında  “Devlet ile terör örgütü aynı masaya oturmaz”, “Verilen sözler var” yönünde eleştirilere dünkü açıklamalar üzerinden cevap verdi. Karahasanoğlu, eleştirilerin haksız çıktığını belirterek "nerede haklı çıkartacak bir davranış?" diye sordu. 

Yeni Akit Gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu yazısında şu ifadeleri kullandı;

Hani nerde “pazarlık’?

Nerde, “Devlet ile terör örgütü aynı masaya oturmaz” eleştirisini haklı çıkartacak bir davranış?

Hani nerde, “Verilen sözler var” iddiasını haklı çıkartacak küçücük bir emare.

Hani nerde, “Abdullah Öcalan kravat takıp TBMM’ye gelecek, siz de onun mihmandarlığını yapacaksınız” saygısızlıklarına fırsat verecek türden küçücük bir taviz?

Hani nerde, “silahları birlikte bırakalım” türünden, akla-mantığa aykırı bir talep.
Hani nerde, “Suriye zaten 5’e bölündü.. Devlet Bahçeli’in çağrısı ile Türkiye de bölünmenin eşiğinde” iftiralarına küçücük hak verecek bir gelişme?

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın sözleri açık.

Dilim sürçmedi.

Çağrıyı olumlu bulduğumu yazarken, çağrıyı yapan kişi için, yanlışlıkla “Teröristbaşı” demedim..

Bilerek dedim. Demeye devam edeceğim..

Dünkü toplantıda belki de içimi en fazla acıtan husus..

Orada konuşanlardan bazılarının, teröristbaşı için bizim kullandığımız bu sıfatı tekrarlamasalar bile.

“Sayın” dememeleri gerekirdi..

İçimi acıtan tek husus, “sayın” sıfatının kullanılmasıdır.

Onun dışında, ben neye itiraz edeceğim?
“Sizin çocuklarınız o karakollarda askerlik yapmıyor ki. Tabii bol keseden konuşursunuz” diyerek, bu ülke için gece gündüz çalışan insanlara hakaret edenlerin oyunlarına gelmeyiz biz..

“Başkalarının çocukları üzerinden savaş çıkartıyorsunuz” diyen ahlaksızların sahtekarlıklarına eyvallah etmeyiz biz..

‘Başkalarının çocukları ölüyor. Devam etsin, biz niye kendimizi riske atıyoruz ki” demiyor, devlet adamları.

Ellerini taşın altına koyuyorlar..

“Son çıkış.. Ya silahları teslim edeceksiniz. Ya silahlarınızla gömüleceksiniz” çağrısı yapıyorlar..

“Silahlarınızla gömülürsünüz” denilmiş olmasına rağmen..

“Niye çağrı yapıyorsunuz ki. Niye devleti aciz gibi gösteriyorsunuz ki. Niye.. Niye..” diyenlerin aksine..

 Hatta PKK’nın uzantısı DEM ile Kent Uzlaşısı yaparak koltuk kazanma yarışına giren hainlerin bile “Ne diyelim, bilemedik ki..” modunda, gelişmeleri takip ettikleri..

Ama alttan alta..

“İyi Partili kardeşler. Görev size düşüyor. Bu vatan teröristlere mi bırakılacak” diyerek, silah bırakma çağrısı yapılsın denilmesini bile itibarsızlaştırmaya çalışanların aksine..

İster açılım deyin, ister çözüm deyin, ister süreç deyin, isterseniz sürmez deyin..

Ne derseniz deyin.

Tek tercih olmadığı belirtilerek..

“Tek hazırlık yapılan ihtimal bu değil” denilerek..

Terör örgütüne silah bırakma şansı veren Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrısını doğru bulduğumu, ilk günden söyledim.

Bugün de tekrarlıyorum..

Teröristbaşı Apo’nun çağrısını önemli buluyorum..

PKK için de, PKK’lı teröristler için de

Silahları ile birlikte bedenlerinin de gömülmesindense..

Sadece silahlarını gömüp, bedenlerini bir süre cezaevinde tutup, sonrasını devletin takdirine bırakma şansını kullanmalarının kendi menfaatlerine olduğunu söylüyorum..

Bu çerçevede, ilk cümle şu: 

“Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum..”

Teröristbaşı da kabul ediyor, “Türkiye’nin verdiği bir şey yok. Biz silah bırakıyoruz. Bıraktığımız silahın sorumluluğunu da tarih önünde ben, benim taraftakilere karşı üstleniyorum.”

Bu kadar basit..

CHP’li kimi sözde siyasetçilerin bile, “Kürt hakları” diye tepindikleri bir dönemde.

İyi Partili riyakar milliyetçilerin bile, “Canım, sabah kahvaltısına bekleriz. Onların da birçok haklarına kısıtlama sürüyor” dedikleri konjonktürde..

Teröristbaşı Öcalan diyor ki:

“PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur.”

Yani demek istiyor ki, “biz doğduğumuzda bazı sıkıntılar vardı ama..”

Ben, yazılarımın altına yapılan yorumları okur, almam gereken ders varsa, yüksünmem, alırım..

O çerçevede, okurlarım daha yorumlarını yapmadan, bazılarının diyeceklerini hemen buraya alıntılamış olayım:

“Ali bey.. Teröristbaşı öyle demiyor.. Pişmanlığı yok” 

Acele etmeyin kurban..

Hemen cümlenin devamında, tam da onu söylüyor, teröristbaşı:

“Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkârının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.”

Şu ifadelere dikkat eder misiniz: “Kimlik inkarının çözülüşü”.. “ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler”.  

Heeyyy.. CHP’lisinden İP’lisine.. Saadet’lisinden Gelecek’lisine, Deva’cısına kadar.. 

Tüm riyakarlara sesleniyorum..

Diktatörlük diyenler..

İsminin başında prof. olduğu halde, teröristbaşı kadar bile hakkı teslim etmekten uzak ahlaksızlar..

Mesleği gazetecilik olduğu halde, gerçekleri gizleyip, eli kanlı katilin gördüğü düşünce özgürlüğü alanında atılan olumlu adımları ve gelişmeleri görmeyen, görmezden gelen ve kamuoyuna da yanlış aksettirmeye çalışan hokkabazlar..

Her şeye itiraz eden, her atılan adımı itibarsızlaştırmaya çalışan emekli darbeci generaller.. Titreyin.. Kendinize gelin.. 

Sizin döneminizde karakol basan. 20 yaşındaki gencecik Mehmetçiği şehid eden. Kimisini kaçıran, yıllarca rehinelikten kurtaramadığımız kamu görevlilerimizin ailelerine cevap vermekte zorlandığımız tablonun sonrasında.. Teröristlerin bastıkları karakola, uçağımız olduğu halde, helikopterimiz olduğu halde, saatlerce yardım götüremediğimiz tablonun sonrasında..

Güneydoğu’da yol kesip, yolculardan kimlik soran teröristlerin o eşkıya düzeninin sonunda..

Bugün teröristbaşı diyor ki: “Ömrümüzü tamamladık. Feshimiz gereklidir.”

Niye itiraz ediyorsunuz? Niye üzgünsünüz. Niye surat asıyorsunuz. Niye “bu olmamalı idi” diyorsunuz..

Kulağınızı açın, dinleyin: Düne kadar, akşam yatağa uzandıktan sonra, geceyarıları huzursuz olup kalktığımızda, ‘Acaba teröristlerin bastıkları bir karakol mu var. Acaba yine askerlerimiz şehid mi olmuş? Acaba.. Acaba” diye dertlendiğimiz günler geride kalmak üzere..

PKK kendini feshetmek üzere..

Sevinin “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye slogan atan kemalist subaylar..

Siz ihraç da edilmiş olsanız, TSK’da artık size ihtiyaç olmasa da..

Bu ülkenin gücünü, terör örgütünün tepesinde Apo kabul ediyor..

“Bir yandan insan hakları konusunda atılan adımlarla. Bir yandan İHA-SİHA’larla.. Yolun sonuna geldiğimizi gördük..” diyorlar..

Sevinin..

Ve hakkı teslim edin..

Bu ülkenin cumhurbaşkanında, düne kadar sarfettiğiniz saygısız sözlerden dolayı özür dileyin..

Şehid cenazelerini istismar ederek yaptığınız algı operasyonlarından dolayı pişmanlığınızı dillendirin.

Akşam yazarı Kurtuluş Tayiz “Silahları bırak, PKK'yı lağvet” başlıklı yazısında ise Öcalan'ın dünkü çağrısıyla Türkiye'nin önünde yeni bir yol açıldığını bu yolun Türkiye'yi bölgesel ve küresel bir güç yapacak nitelikte olduğunu söyledi. 2002 yılındaki PKK'nın lağvedilmesi kararını da hatırlatan Tayiz, o dönemin siyasilerinin bu şansı değerlendiremediğini ancak bugün iktidar, muhalefet ve toplumla bu olgunluk seviyesinin yakalandığını belirtti.

Akşam yazarı Kurtuluş Tayiz yazısında şu ifadeleri kullandı;

Türkiye'nin önünde yeni bir yol açılıyor. Bu yol Türkiye'yi bölgesel ve küresel bir güç yapacak niteliktedir. Kendi içindeki sorunları çözme gücünü gösteren, istikrarsızlık üreten unsurları dönüştürerek etkisizleştiren devletleri hiçbir dış güç alt edemez.

Aslında 2002 yılında da PKK'nın lağvedilmesi kararı çıktığında benzer bir fırsat söz konusuydu; ne var ki, dönemin siyasileri ve devlet aklı bu şansı değerlendiremedi. PKK feshedilip dört yıl boyunca örgüt silahlı mücadeleyi bırakmasına rağmen bir çözüm modeli oluşturulamadı.

Fakat bugün iktidarı ve muhalefetiyle, toplumuyla Türkiye ciddi bir olgunluk seviyesini yakalamış durumda. Erdoğan liderliğinde geçen son 22 yılda Türkiye hem içeride hem de dışarıda güçlendi. Türkiye, teröre karşı verdiği savaşı kazandı. Bölgenin ve dünyanın şartları hiç olmadığı kadar Türkiye'den yana.

Bu şartlarda Öcalan'ın örgütüne kongre toplayarak silahları bırakması yönünde çağrıda bulunması Türkiye için büyük bir başarı hikayesinin ilk adımıdır. PKK'nın bugünkü varlığını iç dinamiklerle açıklamanın zaten hiç bir temeli kalmamıştır. Soğuk savaş koşullarında oluşan bu örgütün varlığı Erdoğan dönemi Türkiyesinde manasızlaşmış, anlamını yitirmiş ve sadece yabancı güçlerin elinde ülkeyi istikrarsızlaştırıcı bir unsur halini almıştı. Öcalan örgütünden daha çok bu gerçeğin farkında. Bizzat Öcalan'ın kurulacak bir Kürt devleti için "ikinci İsrail" değerlendirmesi yapması boşuna değil. Dünkü açıklamasında da Öcalan'ın tespit ettiği gibi "ayrı devlet, federasyon, özerklik" gibi çözüm arayışları tarihsel ve toplumsal sosyolojiye uygun değil.

Bu aşamadan sonra çok kritik evrenin başlayacağını söyleyebiliriz. Öcalan'ın yaptığı çağrının tek başına bir anlamı olmaz; Kandil, Öcalan'ın çağrısına uygun şekilde toplanıp PKK'yı lağvetmesi, silahları bıraktığını ilan etmesi gerekiyor. Bu süreç aynı zamanda yeni yasal hazırlıkları da gerektiriyor. Devletin bu kez yol haritasını oluşturmuş olduğunu varsayabiliriz. Örneğin bir "eve dönüş" yasasının süratle gündeme gelmesi kaçınılmaz. Eğer Kandil Öcalan'ın çağrısına uymakta samimi davranırsa devletin kolaylaştırıcı adımlar atmaktan çekinmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünkü çağrıyla beraber Türkiye için hayırlı bir sürecin kapıları aralanmışa benziyor. Bu yeni sürecin tamamlanmasının önünde hiçbir engel yok, özellikle de devlet açısından.

Yeni Şafak yazarı Yahya Bostan "İmralı’nın çağrısı ve çatışan iki eksen" başlıklı yazısında bölgede yaşanan gelişmeleri sıralayarak "Bölgede iki eksen var. Birisi savaş, diğeri barış istiyor." dedi.

Yeni Şafak yazarı Yahya Bostan yazısında şu ifadeleri kullandı;

Öcalan’ın PKK’ya “Silah bırak, kendini fesh et” çağrısı… YPG/SDG’nin Suriye’de ayak oyunları… İsrail’in tam da bugün Şam’ı hedef alması… Trump ve Arap devletlerinin (Burası sürpriz: Şam’ı da kapsayan) barış planı… Ve Ankara’nın tüm bunlarla ilgili yaklaşımı…

Bu başlıklar su üstünde yüzen halkalar gibi birbirini etkiliyor. Hepsiyle ilgili çarpıcı perde arkası bilgiler, ilginç öngörüler gündeme geliyor. Bölgede iki eksen var. Birisi savaş, diğeri barış istiyor. Detaylarını anlatayım…

ARAP DEVLETLERİ SALI GÜNÜ NE AÇIKLAYACAK?


ABD Başkanı Trump’ın Gazze’de sürgün planı tepkiyle karşılanmıştı. Önceki gün sosyal medya hesabından paylaştığı oryantalist, ırkçı video, pozisyonunu koruduğunu gösteriyor.

Buna karşı Arap devletleri de bir plan hazırlıyor. Detaylar Salı günü Kahire’de yapılacak toplantıda netleşecek. Ankara süreci yakından takip ediyor. Peki, Arap planında neler olacak? Kabaca öngörüleri sıralayayım:

Bir. Gazze’nin inşasını Arap ülkeleri üstlenmek istiyor. İnşa sürecinde Gazzeliler kendi topraklarında yaşamaya devam edecek. İki. Bu inşa faaliyeti için 650 milyar dolarlık bir fon oluşturulması gerekiyor. Üç. Burası önemli: Yeniden inşa sürecinin sadece Gazze’yi değil, Lübnan ve Suriye’yi (hatta belki Libya) de kapsayacağı tahmin edilebilir. Tüm bunların karşılığında ABD’ye 1 trilyon dolarlık bir yatırım yapılacağı daha önce konuşulmuştu. Dört. Peki, Hamas ne olacak? Hamas’ın silah bırakmasını ve siyasi harekete dönüşmesini isteyeceklerdir. Bu konuda Türkiye’den destek beklenir. Beş. Arap ülkeleri iki devletli çözüm formülü kabul görürse İsrail’le normalleşme/İsrail’i tanımayı kabul edeceklerini zaten beyan ediyorlar. Bu kapsamda Suriye ve Lübnan’ın da İsrail’le normalleşmesi istenecektir. Nitekim Jerusalem Post’ta yer alan bir habere göre Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ”Lübnan ve Suriye de İbrahim Anlaşmalarına katılabilir” dedi.

İSRAİL’İN BÖLÜNMÜŞ SURİYE PLANI

Ama hangi Suriye katılacak? İsrail, bölgede savaş yanlısı, istikrarsızlaştırıcı eksenin merkezidir. ABD kimi noktalarda İsrail’le örtüşür, kimi noktalarda (Örneğin İran’ın vurulması) bu eksenden ayrışır.

Tel Aviv bugünkünden farklı bir Suriye görmek istiyor. Temel politikaları ülkenin dört kantona bölünmesidir. Bunu daha önce açıkça dile getirdiler. Daha sonra Washington’dan gelen “Konuşmayın” telefonu üzerine Şam yönetimini hedef almaktan vaz geçtiler. Hatta Suriye’ye dönük hava saldırılarına ara verdiler. Ancak son bir kaç günde dengelerin değiştiği anlaşılıyor. Arka planda Washington-Tel Aviv arasında bazı konuşmaların yapıldığı görülüyor.

Amerikalıların “HTŞ yıkılmadan Suriye düzelmez” dediği söyleniyor. Bu haberler hem dolaşıma girdi hem de resmi açıklamalara yansımaya başladı. İsrail Dışişleri Bakanı G. Saar “Suriye’nin yeni hükümeti Şam’ı zorla ele geçiren İdlibli terörist gruptur. İslamcılar Alevilerden intikam alıyor ve Kürtleri hedef alıyor” dedi. İsrail, uzun bir aranın ardından Şam civarındaki köylere hava saldırısı düzenledi.

İsrail Başbakanı Netanyahu Dürzilerin yoğunlukla yaşadığı güney illerinin silahsızlandırılmasını istedi. İsrail’in hedeflediği birinci kanton, Dürzilerin yaşadığı üç şehirse, ikinci kanton da SDG/YPG’nin işgali altındaki bölgelerdir. SDG/YPG’nin İsrail’le uyumlu bir strateji izlediğini, istikrarsızlaştırıcı bu eksenin bir parçası olduğunu, Şam’la anlaşmış gibi yaparak öz yönetim, federasyon çizgisinden ayrılmadığını bir önceki yazıda dile getirmiştik.

İMRALI’NIN ÇAĞRISINI PKK NASIL OKUYACAK?

İmralı, terör örgütüne silah bırakma, kendini feshetme çağrısını dün net bir şekilde yapmıştır. “Devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın. Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini fesh etmeli” demiştir. Bu tarihi bir kırılmadır. Üzerinde çokça konuşacağız.

Şimdi önemli olan örgütün bu açıklamaya nasıl bir karşılık vereceğidir. Terör örgütü PKK’nın kongre toplayacağına, bu kapsamda silah bırakacağına dönük bir beklenti oluşmuştur. Nitekim Suriye’de de YPG/SDG’li Salih Müslim “Öcalan ne derse buna uyacağız” demiştir. Eğer bu gerçekleşirse bölgede huzurun sağlanması için büyük bir fırsat yakalanmış olur. Terör prangasından kurtulmak, ülkesini seven, vatansever herkesin dört elle sarılacağı bir idealdir.

Ancak… Ortada bir ayak oyunu da vardır. SDG/YPG’li Salih Müslim aynı açıklamada şunu da söylemiştir: “(Dürzilerle) Dayanışma içindeyiz. Umarız başka yerlerde de öz savunma çerçevesinde benzer oluşumlar ortaya çıkar.” Öz savunma dediği öz yönetimin altlığıdır. İsrail’in Suriye’yi bölme planının eş anlamlı cümlesidir. Geçtiğimiz hafta YPG/SDG’de bir iç süreç yürütüldüğünü, silah bırakmadan tek blok halinde Suriye ordusuna katılma kararı alındığını, bunun da İmralı açıklaması beklenmeden yapıldığını yazmıştım.

İsteriz ki örgüt, Kandil’de başka Suriye’de başka konuşmasın. “Kandil’i kapatayım, Suriye’ye odaklanayım” demesin. İmralı’nın çağrısına uysun. Irak’ta da Suriye’de de silah bıraksın, kendini feshetsin, sivil siyaset öne çıksın. Terörsüz Türkiye, hatta terörsüz bölge hedefi gerçekleşsin. Bölgesel kalkınma ve refah odaklı bir istikrar ve entegrasyon süreci işlesin. Aksi olursa? Çarşamba günü DEM heyeti İmralı’ya gitmek için Adalet Bakanlığı’na başvurduğu saatlerde Milli Savunma Bakanlığı Suriye’de altı teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Bu teröre taviz yok mesajıdır. Ankara tüm senaryolara hazırdır.

Sabah Gazetesi yazarı Melih Altınok da "Artık hiçbir bahaneleri yok" başlıklı yazısında terör örgütü PKK'nın ABD'de Donald Trump'ın başkanlığa gelmesi ve Suriye'de Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından sonunun geldiğinin farkına vardığını belirtti. Altınok, "Yıllarca sündürdükleri Çözüm Süreci'ndeki performanslarının aksine bu kez İmralı'ya takoz olmamaları, 4 ayda bir sonuca ulaşmaları aydınlandıklarının göstergesi." şeklinde yazdı.

Sabah Gazetesi yazarı Melih Altınok şu ifadeleri kullandı;

İmralı'da PKK'nın yasal partisi olan DEM heyeti ile son görüşmesini gerçekleştiren Öcalan beklenen çağrıyı yaptı.

Ne yalan söyleyeyim, daha uzun bir metin bekliyordum. Neyse ki PKK'nın ortaya çıkış gerekçelerinin yeni yüzyıla girerken ortadan kalktığını anlatan Öcalan özet geçmişti.
"Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur" şeklinde net cümleler kurduğu metnini şöyle sonlandırıyordu:

"Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu iradeyle, diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir."

Evet, örgütü fiilen yöneten dağ kadrosuna güvenmiyoruz. Düz ovadaki temsilcileri için de aynı durum geçerli.

Ama bir yere kadar direnebilirler. Zira Trump'ın gelişi ve Suriye devriminin ardından yıllardır oynadıkları uzatmaların sonuna geldiklerinin onlar da farkında.

"Atakürt" muamelesi yaptıkları manevi önderleri "Artık bu iş anlamsız, sürdürülebilir değil" dedikten sonra aynı yolda ısrar etmenin marjinalize olmak, halk desteğini kaybetmek anlamına geleceğini görmemeleri imkânsız.

Yıllarca sündürdükleri Çözüm Süreci'ndeki performanslarının aksine bu kez İmralı'ya takoz olmamaları, 4 ayda bir sonuca ulaşmaları aydınlandıklarının göstergesi.

Umarım, varılan noktanın kendilerine tanınmış son fırsat, köprüden önce son çıkış olduğunu unutmazlar ve siyaseti, demokrasimizi istismar eden, toplumsal huzuru bozan, kaynaklarımızın israfına sebep olan bu ayak bağı tarihe gömülür.


Editor : Şerif SENCER
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
TEKNOLOJİ TÜMÜ
Turkcell, 2024 Yılındaki Kazancını Duyurdu!
Turkcell, 2024 Yılındaki Kazancını Duyurdu!

Turkcell, 2024 finansal sonuçlarını açıkladı. Turkcell, gelirlerini %7,8 artırarak 166,7 milyar TL’ye ulaştırdı. Net kârı ise 23,5 milyar TL olarak kaydedildi.

ARŞİV ARAMA
PUAN DURUMU TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
Asgari Ücret En Az Ne Kadar Olmalı?
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu