TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, Hocalı Katliamı'nda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diledi.
Gazze'de de benzer bir trajedinin yaşandığına işaret eden Yüksel, İsrail'in insanlığa karşı işlediği suçların bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp, küresel bir insanlık sorunu haline geldiğini vurguladı.
BM ve uluslararası sistemin Gazze'ye tepkisini incelediklerinde rahatsız edici bir gerçekle karşılaştıklarını belirten Yüksel, "Tabiri caiz ise kurumsal bir felç ve ahlaki bir başarısızlık yaşanmaktadır. Uluslararası sistem sadece Filistinlilere karşı başarısız kalmıyor, sessizliği ve eylemsizliğiyle onların ezilmesine de aktif olarak katılıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin Gazze krizine verdiği gecikmeli ve yetersiz tepki, uluslararası düzenin temelindeki yapısal kusurları açıkça gözler önüne sermektedir." ifadelerini kullandı.
Yüksel, uluslararası toplumun, Uluslararası Adalet Divanının ihtiyati tedbirlerine uymakta başarısız olmasını, "hesap verebilirlik boşluğu" olarak tanımladıkları durumu ortaya koyduğunu söyledi.
ABD'nin, İsrail'i hesap verebilirlikten korumak amacıyla veto hakkını sistematik olarak kullandığına dikkati çeken Yüksel, "Bu koşulsuz destek anlayışı, uluslararası sistem ve hukukun ihlallere karşı etkili bir şekilde tepki verme yeteneğini büyük ölçüde engellemiştir. ABD, Güvenlik Konseyinde İsrail'e karşı eleştirel olan birçok kararı engellemek amacıyla 45'ten fazla veto hakkını kullanmıştır. Bu durum, mevcut Gazze krizi için de geçerlidir. Bu tür sistematik engellemeler, uluslararası düzenin sürdürülebilirliği konusunda ciddi sorular ortaya koymaktadır." diye konuştu.
Uluslararası Adalet Divanının kararlarına dikkati çeken Yüksel, ABD'nin yıllık 3,8 milyar dolarlık askeri yardımı ve Gazze krizindeki acil askeri yardımlarının Uluslararası Adalet Divanının görüşüyle doğrudan çeliştiğini, bu durumun uluslararası hukuk açısından kabul edilemez olduğunu kaydetti.
Yüksel, İsrail'e verilen koşulsuz desteğin gözden geçirilmesini, İsrail'e sınırsız askeri ve diplomatik desteği veren ülkelerin uluslararası hukuka göre suç ortaklığı anlamına geldiğini kaydetti.
"Yaptırımların kapsamını genişletmekte"ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Planı ve Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) yönelik yaptırımlarına değinen Yüksel, şunları ifade etti:
"Bu gelişmeler, uluslararası hukuk çerçevesinde adaletin sağlanmasını zayıflatan, güç dengesizlikleri yaratan ve hesap verebilirliği tehdit eden ciddi engeller oluşturmaktadır. Özellikle Trump'ın planı sadece Filistinlilerin haklarını ihlal etmekle kalmayacak aynı zamanda uluslararası toplumun bu tür suçlara karşı verdiği mücadeleyi de ciddi şekilde sarsacağına inanıyoruz. Trump'ın UCM'ye yönelik müeyyide kararı, uluslararası adaletin engellenmesine yönelik güçlü devletlerin finansal ve diplomatik araçları nasıl kullanabileceğini gözler önüne seren kritik bir örnek teşkil etmektedir. Bu müeyyide kararı, UCM yetkililerine yönelik mal varlıklarının dondurulması ve ABD'ye giriş yasağı gibi doğrudan müdahaleler içerirken, Mahkemeye teknik ya da maddi destek sağlayan kuruluşları da hedef alarak, yaptırımların kapsamını genişletmektedir."
Yüksel, bu müdahalenin, yalnızca bireyleri hedef almadığını aynı zamanda uluslararası bir mahkemenin işlevini ve etkinliğini engellemeyi amaçladığını söyledi.
Cüneyt Yüksel, Uluslararası Ceza Mahkemesinin, Filistin'deki olası savaş suçlarını soruştururken, yalnızca siyasi dirençle değil, aynı zamanda kurumsal işleyişine yönelik doğrudan tehditlerle de karşı karşıya kaldığını belirtti.
"UNRWA, bölgedeki en kritik yardım sağlayıcı kuruluştur"Yüksel, Trump'ın, Gazze Planı ve UCM'ye yönelik yaptırım kararlarının ardından İsrail'in de Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansını (UNRWA) kapatma kararı aldığını anımsatarak "Bu karar, sadece Filistinli mültecilerin insani ihtiyaçlarını daha da zorlaştırmakla kalmayıp, BM'nin sağladığı uluslararası hukuki korumaların da ihlali anlamına gelmektedir. Bu gelişme, BM tarafından sağlanan insani yardım ve koruma mekanizmalarının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir." dedi.
Yüksel, BM Genel Kurulunun işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'in, BM, diğer uluslararası kuruluşlar ve üçüncü devletlere karşı yükümlülükleri konusunda Türkiye'nin de katkılarıyla Uluslararası Adalet Divanı'ndan bir Danışma Görüşü talep ettiğini hatırlattı.
Danışma Görüşünün özellikle UNRWA'nın imtiyazları ve dokunulmazlıklarıyla ilgili olduğunu aktaran Yüksel, "İsrail'in Birleşmiş Milletler ve BM ajanslarının işgal altındaki Filistin topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin yükümlülüklerini ortaya koyan bir beyan hazırlanmıştır. Bu beyan, Uluslararası Adalet Divanı'na yarın sunulacaktır." diye konuştu.
Türkiye'nin İsrail'in Filistin'deki uygulamalarına ilişkin daha önce de Uluslararası Adalet Divanında Danışma Görüşü sunduğunu anımsatan Yüksel, Türkiye'nin şimdiye kadar olduğu gibi bu süreçte de aktif bir rol üstlendiğini belirtti.
UNRWA'nın çalışmaları hakkında bilgiler paylaşan Yüksel, "Gazze'deki soykırımda UNRWA, bölgedeki en kritik yardım sağlayıcı kuruluştur. Bugün, Gazze'deki nüfusun neredeyse tamamı insani yardımlara bağımlı hale gelmişken, UNRWA bu yardımların temel dayanağı olarak önemli bir rol üstlenmektedir. 7 Ekim 2023'ten itibaren, 2,4 milyon yerinden edilmiş insanın gıda, sağlık, barınma, su temini gibi acil ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geniş çaplı yardımlar yapılmıştır. Bu katkılar, Gazze'deki insani krizin boyutlarını ve UNRWA'nın bu zor koşullarda hayati rolünü gözler önüne sermektedir." dedi.
Yüksel, UNRWA'nın işgal altındaki Filistin topraklarında en büyük ikinci istihdam kaynağı olduğunu, 279 okul, 65 sağlık merkezi ve 28 kadın merkezi gibi çok sayıda hizmet sunduğunu, Türkiye'nin de UNRWA'nın Finansmanı Çalışma Grubu Başkanlığını yürüttüğüne ifade etti.